Türkler’in Olimpiyad Oyunları’na katılmaları konusunda son iki yılda yapılan araştırmalarla yeni bilgilere ulaşırken, Türk Milli Olimpiyad Komitesi’nin kurulmasından önceki olaylar ve kuruluş tarihi konusunda da bazı sorular ortaya çıkmıştır.
Türk spor tarihi ve Olimpiyadlar konularında pek çok kitap ve makaleye imzasını atan merhum Haluk San, “Beden Terbiyesi ve Spor” dergisinin Eylül 1939 tarihli sayısında yer alan M. Sami Karayel imzalı bir makaleye dayanarak, “Belgeleri işe Türk Spor Tarihinde Olimpizm veya Olimpik Hareket” kitabında, Koç Mehmet adında bir Türk pehlivanının 1896 Olimpiyadları’na katılmak için Atina’ya gittiğini yazmıştır.
Karayel, bu konuyu, “Kayıtsız ve kuyutsuz, bayram güreşine gider gibi Atina Olimpiyad Oyunları’na katılmak isteyen Koç Mehmet’i Komite’nin kabul etmemesi Olimpiyad kaidelerine göre en uygun hareketti” diye bağlamıştır.
Burada iki hususa dikkat etmek gerekir. Birincisi, 1896’da Osmanlılar’la Yunanlılar arasında büyük anlaşmazlıkla olmakta, Girit adasındaki ayaklanmalar nedeniyle Avrupa ülkeleri de Bab-ı Ali’yi sıkıştırmaktadırlar. Bu nedenle, bir Osmanlı vatandaşının Atina’ya gidip, yarışmalara katılması imkansız olmasa da, çok güç bir olgudur. İkinci husus, bilindiği gibi Coubertin aklına gelen her ülkedeki, bilebildiği kişi ve adreslere mektup yazıp, Olimpiyad’lara katılmalarını istemiştir. Ama, katılan sporcuların hemen hiçbiri resmi bir kuruluş tarafından seçilmemiş olup, kendi kulüp ve okulları tarafından yollanmış hatta kendi paraları ile Atina’ya gelmişlerdir.
Atina’da, 1896 Olimpiyadları’na katılıp da madalya almış 11 ülkenin sadece altısı, 1896 Oyunları’ndan önce kendi ülkelerinde bir Milli Olimpiyad Komitesi kurmuşlardır. Burada hatırlanması gereken bir husus da, 1896’da yarışan İngiltere ve Danimarka’nın 1905’de, Mısır’ın 1910’da ve Avusturya ve İsviçre’nin de ancak 1912’de Milli Olimpiyat Komite’lerini kurmuş olmalarıdır.
Bu arada, kısa adı ile IOC diye bilinen Uluslararası Olimpiyad Komitesi’nin Lozan’daki arşivlerinde yaptığımız bir araştırma, olayın başka bir yönünü de yansıtmaktadır. Coubertin, gittiğli her yeni ülkede, eğitim ve spor’un ortak yanlarını bulmaya çalışırken, bir taraftan da, o ülkelerdeki spor ve diğer sahalarda kendini kabul ettirmiş kişilerle de konuşuyor ve bunlardan bazılarını, 1894’de kurulacak olan IOC’ye almak istiyordu. Amerika’ya yaptığı ziyaretler sırasında, tanıştığı ve 1925 yılına dek, birlikte IOC’de görev yapacakları Prof. William M. Sloane’nun Coubertin üzerinde çok büyük etkisi vardı.
Prof. Sloane’nun 2 Mayıs 1898’de Coubertin’e gönderdiği mektuptaki ifadeler, o yıllarda Avrupa ve Amerika’daki egemen topluluklarda, Türkiye’ye pek de olumlu bir gözle bakılmadığını göstermektedir.
Bu mektubunda Sloane, satırlar arasında Fransızlar’ın da Türkler’e sıcak bakmadığını anlatıyor gibi. Bu konuda, Coubertin’in ne düşündüğü bilinemez. Ama 1896’da Atina Olimpiyadları’na Türklerin de davet edildiğine dair hiçbir belge bulunamamıştır. Aslında Coubertin, Atina için yolladığı davet mektuplarını da geç postalamıştır. İlk Modern Olimpiyadlar olan 1896 Atina Olimpiyadları’na, gerçekten hemen her isteyen katılabilmiştir. O sıralarda, Türk- Yunan gerginliğinin yüksek dozda olması nedeniyle, Koç Mehmet’in, II. Abdülhamit’in izni olmadan Atina’ya gitmesinin zorluğu yanında, haberi dahi olsa, Coubertin’in, böyle bir olay için araya girip, Türkiye’yi düşman gören Yunanlı organizatörlere laf anlatması da biraz zordur.
Aslında, Atina’dan sonraki yıllarda da II. Abdülhamit’in kuşkulu iktidarı sırasında, bir Olimpiyad’a katılma değil, ülkede spor kulübü adına da olsa, birkaç kişinin bir araya gelmesi dahi düşünülemezdi. Bu nedenle de, Paris’de yapılan 1900 Olimpiyadları’na, Türkiye’!den katılma olmadığı gibi, ülke’de bu spor şöleninden bahsedildiği dahi bilinmemektedir.
St. Louis’de yapılan 1904’deki Olimpiyadlar’a ise, uzaklığı nedeniyle, Amerikalılar dışında pek az ülke katılmıştı.
Paris ve 1904 St. Louis Oyunları’nın, her iki kentteki Dünya Fuarı sırasında yapılması sonunda, daha yeni doğmuş Olimpiyadlar kavramını çökerteceğinden korkan Coubertin, Olimpiyadlar’a yepyeni bir ruh getirmek ve canlandırmak amacıyla yeni bir yöntem denedi. Bu da, bir Olimpiyad yılı olmamasına rağmen, 1906’da Atina’da yapılacak bir “Ara Olimpiyadı” idi. Coubertin, 1906 yarışmalarının resmi olmayan bir “Olimpiyad” olarak kabul edilmesini ve katılacak sporcuların, kendi ülkeleri adına değil, ferdi olarak veya kentler adına yarışabileceklerini ilan etti
Olimpiyadlar’ın, İstanbul’un kapı-komşusu Atina’da yapılacağı haberi ile, Osmanlı topraklarında, daha sonraları yeşeren spor kavramının öncüleri arasında yer alacak bazı gençler harekete geçtiler. Ama, etrafta II. Abdülhamit kabusu vardı. Bu nedenle de İstanbul, İzmir ve Selanik kentlerinden sadece bazı gayri Müslimler ve İzmir’de yaşayan yabancı uyruklu spor severler 1906 Olimpiyadları’na katıldılar. İlginçtir, bu kentlerden katılan Rum asıllı Türk vatandaşlarının çoğu 1906 Olimpiyadları Organizasyon Komitesi tarafından “Yunan” vatandaşı olarak kabul edilmiş ve jimnastik yarışmaları içinde yer alan
“İp’e Tırmanma” branşında 11.4 saniye ile birinci gelen İstanbul Tatavla (Kurtuluş) Kulübü’nden Yorgo Albirantis’in başarısı, Yunan atletlerinin arasında gösterilmiştir.
Aslında, bu İstanbullu Rumlar, belki de, isteseler dahi kendilerini, II. Abdülhamit’in korkusundan, Osmanlı vatandaşı olarak gösteremezlerdi. Ama, buna karşın, 1906 Resmi Raporu, Ege kıyılarından gelen bir çok sporcunun, Açılış Töreni’nde, Yunan Takımı ile geçit resminde yer aldığını yazmaktadır. Bunlara ilaveten, İzmir ve Selanik’ten de Osmanlı vatandaşı olamayan fakat bu kentlerde yaşayan yabancı uyruklu sporcular da 1906’da yarışmışlardır. Olimpiyadlar tarihi konusunda çok ve başarılı çalışmaları ile tanınan Amerikalı Dr. Bill Mallon, 1906 Olimpiyadları’nda, Osmanlı toprakları içindeki İstanbul, İzmir ve Selanik’ten 27 sporcunun katıldığını kaydeder.
Dr. Mallon, yaptığı araştırmalar sonunda, bu üç kentten katılan sporcuları iki grup’da toplar. Birincisi, “Türkiye” kısmında, diğeri ise, Osmanlı topraklarında yaşayan “Yabancı Uyruklu” kişiler başlığı altında yer alırlar.
İlginçtir – yüzyıllardır memleket topraklarını kendi mülkü ve vatandaşları da kendi kulu olarak kabul eden Osmanlı Padişahları devrinde, ülke hiçbir zaman, Bab-ı Ali tarafından “Türkiye” olarak anılmamıştır. Buna rağmen, Batı, Osmanlı devletini Türkiye olarak anmaktadır. Bu kelime, belki de İtalyanca’daki “Turchia” kelimesinden oluşmuş olabilir.
Belki de, İngilizce “Hindi” anlamına gelen ve bu dilde kullanılan “Turkey” kelimesinin kaynağı da, XVII. yy’da İzmir’deki bir İngiliz’in hatıratında da görüldüğü gibi, “Türki” anlamına gelen “Turky” olarak yazılmasına karşın, zamanla (e) harfinin araya sıkıştırılması ile bugünkü yapısını bulmuştur denebilir. Atina’daki 1906 “Ara Olimpiyadlar”ı sırasında ve sonlarında, Osmanlı devlet, daima “Turkey” olarak yazılmıştır. Haluk San’ın Türkiye Milli Olimpiyad tarihini içeren kitabında, İstanbul, İzmir ve Selanik’ten kendi kentleri adına yarışmalara katılanların bir listesi bulunmaktadır. Dr. Mallon’un yaptığı araştırmalarda ise, Haluk San’ın listesinden de fazla sayıda sporcunun katıldığı ortaya çıkmaktadır. Buna ilaveten, altı yıl sonra tekrardan Olimpiad’da Türkiye adına koşacak olan Vahram Hepet Papazyan da Haluk San’ın listesinde bulunmamaktadır. İstanbul’dan, Osmanlı vatandaşı olması gereken Rum asıllı sporculara ilaveten, İzmir’den de, çoğunluğu İngiliz ve Fransız uyruklu spor- severlerin kurduğu “İzmir Uluslararası” futbol takımı da Atina’da maç yapmıştır.
Olimpiyadlar konusunda Dr. Mallon kadar otorite olan ve meşhur Amerikalı yazar Irving Wallace’in oğlu David Wallechinsky de İzmir takımını sıralarken, futbolculardan birini Ermeni diğerini de Yunan olarak göstermiştir. Aslına, bu tanımlamalar da yanlıştır. Zira, sporcular ferdi veya takım halinde katıldıkları bu Oyunlar’da, sadece temsil ettikleri kentlerle anılmışlardır.
Diğer taraftan. Zarek Kuyumciyan adlı Ermeni isimli futbolcunun “Ermenistan”lı olarak tanıtılması da doğru değildir. Zira, Ermenistan 1906’da daha kendi başına bir devlet kuramamış olmasına ilaveten, Ermenistan Milli Olimpiyad Komitesi de ancak 1993 yılında IOC tarafından kabul edilmiştir.
Görüldüğü gibi, 1906 “Ara Olimpiyadları”na Osmanlı topraklarından katılanlar konusunda epey karmaşık bir liste oryaya çıkmaktadır. Mallon’un 27 sporcu olarak verdiği liste, sadece, Osmanlı vatandaşı olup olmadıkları bilinmeyen, fakat Türkiye’den gelenleri gösterirken, “Yabancı Uyruklu” oldukları sanılan ve İstanbul, İzmir ve Selanik’de yaşayanları da ayrı bir listede gösteriyor. Bu gruba girenler de İstanbul’dan 13, İzmir’den 16, Selanik’ten 8 ve Bergama’dan dahi bir sporcu olarak sınıflanmış durumda. Aslına bakarsanız, İstanbul’da yaşayan ve Atina’da yarıştıktan sonra tekrar İstanbul’a dönen ve Türk vatandaşı olarak bilinen pek çok sporcu da bu “Yabancı Uyruklu” diye sınıflandırılan listede yer almış durumda.
Diğer Olimpiyadlar’da da olduğu gibi, Atina 1906 konusunda çok detaylı bir araştırma yapan Dr. Mallon’ın, resmi kayıtlardan aldığı bilgilerle, Türkiye’den geldiklerini bildirenlerin adları ve katıldıkları branşlar sadece atletizm, futbol ve kürek sporlarıdır.
İstanbul (Atletizm): Vahram Hepet Papazyan (Robert Kolej). Seçmelerde 800 metrede altıncı ve 1.500 metrede ise dördüncü olmuş ve finale kalamamış.
İzmir (Futbol): İzmir Uluslar arası Karması adıyla katılmış. Oyuncular: Eswin Charnaud, Zarek Kuyumciyan, Percy de la Fontaine, Eduard Giraud, Jacques Giraud, Henry Joly, A. James Whittal, Donald Whittal, E. Sydney Whittal, Godfrey Whittal, H. Frederick Whittal.
Bu takımlardan sadece Kuyumciyan Türk vatandaşı olabilir. Diğerleri iin, Wallechinsky İngiliz, Fransız ve Yunan uyruklu demesine karşın, Mallon, Charnaud’yu Yunanlı, Wallechinsky ise Ermeni olarak göstermekte.
Bu takım İzmir’i temsil etmesine ilave olarak, gerçekten Atina’da uluslar arası bir tavır göstermiş. Jacques Giraud, Fransa adına tenis oynamış. Donald Whittal ise, aynı zamanda kürek yarışmalarına katılmış.
Selanik (Futbol) : Osmanlı toprakları içindeki Selanik’ten, Rum adı taşıyan 11 oyuncu katılmış.
Atina 1906 “Ara Olimpiyadları” gerçekten büyük bir karmaşa içinde geçmiş. Coubertin, 1906 Oyunları’nda sporcuların ülkelerini temsil etmek yerine, kent adına veya ferden yarışabileceklerini ilan etmesine rağmen, resmi kayıtlarda sporcuların çoğunluğu ülkeleri adına yarışmış gibi gösterilmiş. Bu durum belki organizasyonu yapan Yunan yöneticilerin, bilerek yaptıkları bir uygulama olabilir. Zira- - futbol’da Atina takımı, Yunan Milli Takımı gibi kabul edilirken, Osmanlı topraklarındaki Selanik’ten katılan ve hepsi de Rum kökenli olanlar, Selanik takımı olarak kayıtlara geçmiş. Selanik takımında yer alan ve Rum adı taşıyan oyuncuların, bir Osmanlı toprağı olan Selanik’ten gelmeleri nedeniyle Osmanlı vatandaşı oldukları da düşünülebilir. Diğer taraftan, İzmir’den gelen ve çoğu yabancı uyruklu sporculardan kurulu takım ise, Türkiye ve Osmanlı değil, sadece “İzmir Uluslararası Takım” diye anılmış.
Danimarka’dan “Milli Takım” diye katılan takıma ilaveten, Atina, Selanik ve İzmir takımlarından oluşan dört takım turnuvaya katılmış. İlk maçta, Yunan takımı Selanik’i 5-0 yenmiş, Danimarka da İzmir’i 5-1 mağlup etmiş. Birincilik için yapılan maçta, ilk devrede Danimarka, Yunanlılar’a 9-0 galip durumdayken, Yunan takımı ikinci yarıya çıkamamış. İkincilik için İzmir veya Selanik’le karşılaşması gereken Yunan Milli Takımı, sahaya çıkmayınca hükmen mağlup sayılmış, ikincilik için yapılan maçda da, İzmir, Selanik’i 3-0 yenerek, sahadan galip ayrılmış ve Danimarka’nın ardından Olimpiyad ikincisi olmuş.
Moden Olimpiyadlar’ın başlamasından beri ve üç tane Olimpiyad yapılmasına rağmen, daha mükemmel bir organizasyon gerektiren 1906 “Ara Olimpiyadları” epey keşmekeş, bisiklet yarışlarının koşulduğu Neo Phaliron Velodromu’nda oynanmış. Bu nedenle de, seyirciler maç sırasınca velodrom’un çimlere yakın kısımlarında oturmuşlar ve devre arasında da bisiklet yarışlarını seyretmişler.
İzmir (Kürek): 4 Tek’de, üç Rum asıllı İzmirli sporcuya ilaveten Donald Whittal da takımda yer almış ve İzmir Takımı 7. olmuş.
Dikkat edilirse, Türkiye’deki hiçbir spor yazarı, Papazyan’ın 1906 “Ara Olimpiyadları”nda 800 ve 1.500 metrelere katıldığını kaydetmememiştir. Dr. Mallon’ın yaptığı araştırmaya göre, İstanbul’da yaşamasına rağmen, “Yabancı Uyruklu” ve “Yunanlı” oldukları belirtilerek yarışmalarda adı geçen 13 sporcu var. Bunlardan yedi’si atletizm, üç’ü jimnastik, ikisi eskrim, bir tanesi de güreş dalında yarışmışlar. Haluk San’ın yazdığına göre ise, “Yunanlı” olduğu sanılanlardan bazıları, İstanbul’a döndüklerinde spora devam ettikleri gibi, hayatlarının geri kalan kısmında da hakemlik dahi yapmış Türk vatandaşlarıdır.
Bunların arasında, en önemli isim ise Tatavla (Kurtuluş) Kulübü’nden Yorgo Albirantis olmuştur. Albitrantis, maalesef, belki de II. Abdülhamit’in korkusundan kendini Osmanlı olarak göstermemiş ve bunun sonucu olarak da, 10 metrelik ip’e tırmanma yarışmasında kazandığı altın madalya da, Yunanlılar hesabına kaydolmuştur.
İzmir’den katılan ve aynı kategoride sıralanan Rum isimli 16 sporcudan dokuz’u atletizm (bunlardan biri, aynı zamanda halter’e de katılmış), iki’si jimnastik, birer tanesi de atıcılık, tenis ve bisiklet yarışmalarına katılmış. Son bir sporcunun, futbol’a katıldığı belirtiliyor. Bu da, mutlaka “İzmir Uluslararası Takımı”nda, oynamayan 12. futbolcu olabilir.
Resmi kayıtlardan çıkan bilgilere göre, Osmanlı toprakları içinde bulunan Selanik’ten de sekiz sporcu katılmış. Bunlardan beş’İ atletizm, iki’si eskrim ve biri de jimnastik dalında yarışmışlar. Burada dikkat edilecek husus, İstanbul, İzmir ve Selanik’ten katılan sporcuların hemen tümünün, ister Türk vatandaşı olsun, isterse “İstanbul’da yaşayan Yunanlı” kategorisinde olsun- - tümünün Yunan adları taşımasıdır.
Burada, başka bir ilginç husus da kendini göstermektedir. Hangi kategori ile tanımlanırsa tanımlansın, İstanbul, İzmir ve Selanik’ten giden ve atletizm yarışmalarında finale kalamamalarına rağmen koşu, atlama ve atmalarda belirli dereceler yapmış olması gereken Osmanlı vatandaşlarının dereceleri, bir bakıma, ilk kez uluslararası bir yarışmada elde edilen sonuçlar olduğundan, branşlarında ilk Türkiye Rekorları olmuştur. Fakat, p yıllarda, koşularda sadece birinciye kronometre tutulmuş ve Papazyan’ın derecesi resmi kayıtlara geçmemiştir. Bilindiği gibi, Türkiye Atletizm Federasyonu 1922’de kurulmuş ve o yıldan sonra yapılan dereceler Türkiye Rekoru olarak kabul edilmeye başlanmıştır.
Kaynak: Cüneyt E. Koryürek / Olimpiyadlar

